Ana Sayfa Haberler Dijital dönüşüm için bulut karmaşası nasıl ortadan kalkar?

Dijital dönüşüm için bulut karmaşası nasıl ortadan kalkar?

VMware-Bunyamin-Ozyasar-globaltechmagazineBünyamin Özyaşar
VMware Kuzey Afrika, Levant Bölgesi ve Türkiye Sistem Mühendisleri Müdürü

İşinizde dijital dönüşüm için bulut karmaşasını ortadan kaldırmak nasıl mümkün olabilir?

Doğar doğmaz teknolojiyle tanışan “dijital yerliler” tarafından yıkılan sektörler, geleneksel sistemlerin yükünden kurtulan ve yeni teknolojilerle güçlenen şirketler hakkında çok şey duyuyoruz. Bu şirketler geliyor, yeni deneyimler sunuyor ve sektörün işleyişini değiştiriyorlar. Şirketler için bu bir yok oluş ya da ayakta kalma meselesi. Ya hızla adapte oluyor ya da sektörden silinip gidiyorlar.

Sektörler değişen iklime alıştıkça, artan beklentilerin, sorunsuz ve sezgiye dayalı deneyimlerin oluşturduğu bu “yeni normale” adapte oldukça, dönüşenlere ne oluyor? Başarılı bir şekilde gelişen şirketler eskisinden çok daha güçlü bir konuma ulaştı bile. İskandinav ülkelerinde faaliyet gösteren bir yazılım ve hizmet şirketi olan Tieto’nun desteğiyle hazırlanan ‘Towards a data-driven future’ (Veri odaklı bir geleceğe doğru) başlıklı IDC raporu, bu tür şirketlerin marka mirası, müşteri tabanı ve yerleşik işletme kaynaklarından güç alarak, dijital yerli esnekliği ve hızına ulaştıklarını gösteriyor.

Bu, onların kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmesine imkân tanıyor. Sektörü kendi koşullarına göre şekillendirebiliyor, startupların güdümüne girmiyorlar. Hepsi kendi sektörünün köklü oyuncularından olan Maersk, SaxoBank ve Telenor gibi şirketlere bakın. Sektörün karmaşası içinde kendi konumlarını belirlemek için operasyonlarını dönüştürebildiler. SaxoBank bir aracı kurum olarak yola çıktı, ancak bugün oldukça bilinen bir online bankacılık platformu.

Maersk, e-ticaret rezervasyonu portali sunan ve kendi içine kapalı bir sektörde nesnelerin interneti ve blockchain gibi alanlardaki dijital inovasyonların öncüsü olan ilk lojistik şirketi. 19. yüzyıldan bu yana ayakta kalan ve Bearing Point tarafından Norveç’in dijital öncülerinden biri olarak gösterilen Telenor ise 5G hizmetlerini sunacak ilk İskandinav telekomünikasyon şirketi olacağını bir süre önce duyurdu.

Bu kurumların neredeyse 300 yıllık iş deneyimi var, ancak uygulamalarla, müşterilerinin istediği şekilde hizmetler sunarak sektörlerinde değişim yaratıyorlar. Peki diğer şirketler bundan nasıl ilham almalı, köklü ama ezberleri bozan bir şirket olmak için hangi adımları atmalı?

Uygulama sorunu

Burada şunu hatırlamak gerekiyor: Kimse tek başına kendine yetemez. Şirketler de böyledir. Sektörünü dönüştüren köklü bir şirket olma noktasına varabilmek için benzer süreçleri deneyimlemek gerekiyor, ancak dijital dönüşüm sürecinde olan bir şirket o alanda nasıl deneyim sahibi olabilir ki? Tam bu noktada mevcut uzmanlık ve tavsiyelerden yararlanmak için hizmet sağlayıcılar devreye giriyor.

Bu aynı zamanda daha fazla değer sunulması anlamına da geliyor. Eskiden sınırlı sayıda teknolojide uzman olarak işleri yürütmek mümkündü; çünkü bu teknolojiler büyük ihtimalle müşterilerin kendilerini en rahat hissettikleri teknolojilerdi. Bu bir seçenek değildi. İhtiyaçlarına göre tasarlanmış son derece spesifik bulut düzenlemeleri talep eden müşterilerle birlikte, hizmet sağlayıcıların onları destekleyebilmesi gerekti.

Bu bakımdan, altyapı ve operasyonların yönetilmesine yönelik sadeleştirilmiş bir yaklaşımla tam kapsamlı bir çözüm sunabilmek oldukça kritiktir. Tieto’nun bir çoklu bulut yönetim çözümü olan Tieto OneCloud platformu geliştirmesinin sebebi de budur. Ayrıca, müşterileri için Tieto Sign gibi gelecek nesil uygulamaları inşa ederken VMware Cloud on AWS’i de sunması yine aynı sebepten ileri geliyor.

Tieto Teknoloji Direktörü Onni Rautanen bunu şöyle açıklıyor: “Bu müşterilerimize istikrarlı bir teknoloji sunmanın bir yolu. Müşterilerimizin işlerine ve operasyonlarına uygun şekilde bulut bilişimin faydalarına erişmeleri için onlara yardım ediyoruz.”

Tieoto’nun müşterileri için odak noktası, uygulamalarını nasıl dönüştürdükleri. Rautanen bu konuda şöyle diyor: “Müşterilerle görüştüğümüzde, çoğu konuşma uygulamalarını nasıl dönüştürdükleriyle başlıyor. İş hedeflerini bilen onlar. Bu hedefler, ürünlerin piyasaya sürülme hızını artırmak, çevikliği geliştirmek ya da maliyetten tasarruf etmek olabilir. Bilmek istedikleri şey uygulamalarını bu amaçlarına nasıl uygun hale getirebilecekleri. Bu, her zaman ‘kaldır ve değiştir’ yöntemiyle ya da yeni uygulamaların kurulmasıyla mümkün olamaz. Müşterilerin mevcut sistemleri birbirine bağlıdır ve geniş kapsamlı bir yaklaşım için birbiriyle çakışan çok fazla ihtiyaç mevcuttur.”

Uygulamaların bir kısmını halihazırda bulutta barındıran, yani bir ölçüde bulut olgunluğuna ulaşan müşterilerin genel bulutla ilgileneceği açıktır. Müşteriler, iş hedeflerinin gerektirdiği modern çalışma şekillerini sağlayacak çeviklik ve esnekliğe ulaşmanın en iyi yolunun genel bulut olduğunu düşünebilirler.

Ancak tüm uygulamalar genel buluta uygun değildir. Bu sebeple, şirketler de farklı ortamlar oluşturmaya başlar ve verilerin bu farklı ortamlardaki akışını kısıtlamadan bu ortamlardan en iyi şekilde yararlanmanın yollarını öğrenmek isterler.

Rautanen için hibrit altyapının güzelliği de buradır. Rautanen bunu şöyle anlatıyor: “Böylece, bulutun esnekliğinin ve ölçeklenebilirliğinin eşlik ettiği, özgür bir şekilde uygulamaların taşınabildiği, sorunsuz güvenlik ve özel kontrole ulaşabilirler. Bütün mesele, dijital, hızlı ve çevik bir kurum olma amacından ödün vermeden, iş kritik uygulamaları nasıl barındırdıkları ve koruduklarıyla ilgilidir.”

Ödün vermeden esnekliği sağlamak

Köklü kurumların hızla ilerleyen startuplar karşısında zayıf olduğu düşünülebilir, ancak bu yalnızca değişimi kucaklamayı reddederlerse söz konusu olabilir. Mevcut operasyonlarının inceliklerinin farkında olurken, doğru hizmet sağlayıcıyla çalışan, çeviklik ve esnekliği artıracak şekilde dönüşmenin yollarını arayanlar, mevcut kaynaklarından, güçlü marka kimliklerinden ve mevcut müşteri tabanlarından faydalanabilecektir. Hatta, bu şekilde, sadece sektöre yeni girenlerle rekabet etmek için daha iyi bir yere gelmekle kalmayıp, aynı zamanda kendi sektörlerini kendi koşullarına göre dönüştürecekleri ve yeniden tanımlayacakları ideal konuma da ulaşabileceklerdir.